Şehir efsanesi
Geçenlerde bir arkadaşım “Düzeltme işareti kaldırılmadı mı?” diye sorunca, şu ana kadar duyduğum en yaygın şehir efsanesi hangisidir diye düşündüm. Düzeltme işareti (şapka) kaldırılmadı, “çok oturgaçlı götürgeç” TDK’nin önerisi değil, beynimizin %5-10′unu kullanmıyoruz falan diye düşünürken en büyük kolpayı buldum:
Vücudun herhangi bir yerinden kesilen kılın/tüyün (saç dâhil) daha kalın, gür ve hızlı çıkacağı en yaygın şehir efsanelerinden biri olsa gerek. Ne saçlar gitmiştir kim bilir bu şehir efsanesi yüzünden. Yok öyle bir şey sevgili gençler ve veliler. Kesilen saç/kıl/tüy aynı hızda, aynı kalınlıkta ve gürlükte yeniden çıkıyor. Bilimsel doğru budur.
550 bin avro kazanmanın dayanılmaz hafifliği
Aşağıdaki e-postada da açıkça görüldüğü üzere Hollanda’da düzenlenen bir çekilişten 555.000 € ve bir Dell laptop kazanmışım. Arkadaşım, 550.000 € kazanmış olsam “O Dell laptop’ı alın da götünüze sokun.” demez miyim ben size? Spam yazarken de mantığı elden bırakmamak lazım, değil mi?
Muhasır medeniyette sapkınlık
Sabit Fikir dergisinin son sayısında “muhbir vatandaş” Emre Bukağılı ile yapılan bir röportaj var. “İleri demokrasi” ve “muhasır medeniyet”in temsilcisi olan bu vatandaş, Türkiye’deki kitapları Muzır Kuruluna şikayet ederek yargılanmalarını sağlıyor. Emre Bey’den birkaç inciyi aktarayım:
“Benim rahatsız olduğum bir kitabın bir başkasının ihtiyacı olması mümkün değil. (…) Cinselliği Allah bir nimet olarak yaratmış, bu nimeti istismar edip sapkınlığa yönelmek, daha da kötüsü bu sapkınlığı yayın organlarıyla yaymaya çalışmak çok yanlış.”
Son zamanlarda “erotica” denen erotik edebiyat eserlerine göz atıyorum. Hatta bazılarını Türkçeye de kazandıracağım(!). Emre Bey’in düşüncesine göre kuşkusuz ki sapkınlığımı yayın organlarıyla yaymaya çalışıyorum ve bu, ona göre yanlış olabilir. Sorun şu: Muhasır medeniyetin(!) gereği olarak kendi düşüncesine ters düştüğüm için beni şikayet edecek mi? Benim Türkiye’de ve Türkçe olarak -başkasına zarar vermemek koşuluyla- ne yazıp ne yazamayacağıma başka bir vatandaş karar verebilir mi? Bence de onun düşünce tarzı bana göre yanlış. Şu mesela, doğru bir düşünce:
“Uygarlık son bulacak, özgürlük kalmayacak, barış olmayacak… Tabii insanoğlunun çok büyük bir kısmı bunları savunmak için birlik olmazsa ve barbar, atavik güçlerden önce teşkilatlı bir güç ortaya koymazsa.” (Winston Churchill)
Öyleyse ne olacak?
Dat dat daat!
Şu yaşıma geldim, konvoyla kafa sikme geleneğinin ve anlam ve önemini çözebilmiş değilim.
Konvoydaki adamlar bu işten gerçekten zevk alıyor mu? Sinirleri benden daha çok bozulmuyor mu? Arabanın içindekiler kulaklarında kalıcı hasar oluşabileceğinin farkında mı? En önemlisi de şu: Konvoyla sokakları turlayınca sokaktaki vatandaş için ve konvoydaki bireyler için ne değişiyor?
Yarın öbür gün bir çocuğum olsa ona dünyaya nasıl geldiğini açıklayabilirim ama bu konvoy kavramını açıklamam mümkün değil galiba.
Napolyon’un da dediği gibi: Monitör, monitör, monitör!
Monitör olayı gerçekten insanın çalışma performansını etkiliyor. Şu çalışma ortamı olmasa, dizüstünde çalışmaya mahkum olsam mesela, sıçtım resmen. Napolyon olsaydı “Monitör, monitör, monitör!” derdi eminim. Dünyayı ele geçirmek öyle kolay değil bu devirde. Bir sürü monitörden bir sürü veriyi takip etmesi gerekirdi.
Beynime bi’ şey oluyor
Sebebi de sokak düğünü, ezan ve havai fişek üçlüsü. Ajdar gelip konser verse daha anlamlı olacak sanki. Zaten doğru dürüst bir uyku çekemeyeli 12 gün olmuş, 600 GB’lik film arşivini kaybedip kurtarmak için 3 gün uğraşmışım, sinirim tepemde anlayacağınız. Nedir lan bu sokak düğünleri, asker uğurlama konvoyları, sebepsiz yere atılan havai fişekler? Milletin kafasını sikince daha mı eğlenceli, daha mı hayırlı oluyor bu işler?
Bakın buraya yazıyorum, dünyayı ele geçirdikten sonra yapacağım işlerden biri de kafa sikici etkinliklerin tümüne ciddi kısıtlamalar getirmek.
Çocukken hep bilim adamı olmak isterdim
Lisedeyken bilgisayar mühendisliği okumak istemiştim, ama “sistem” bunu bana ve zekâma layık görmediğinden o aşamaya gelemedim. Dil bölümünde okumadığım hâlde çevirmen olayım dedim, İngilizce YDS’ye girdim, 100 üzerinden 95 yaptım ama “sistem” yine kabul etmedi: Dil bölümü öğrencisi değilmişim, eğitimini dahi almadan o kadar yüksek bir puan yapabiliyorsam İngilizce Mütercim-Tercümanlık okumak benim ne haddimeymiş?!
Kariyer planlarımı yeniden aklıma getiren şey, bunu okuduktan sonra şu Jung Tipoloji Testi‘ni (İngilizce) uygulamam oldu. Mizaç tipim INTJ (içe dönük – sezinleyen – düşünen – sonuçlandırıcı) imiş. Keirsey sınıflandırmasına göre “mastermind” da deniyor. Test, kariyerine yön vermek isteyenler ama kendini yeterince tanımayanlar -O nasıl oluyorsa?- için oldukça başarılı sonuç veriyor. Denem o ki, burada ve şurada INTJ’lerin karakter özellikleriyle ilgili okuyacağınız her şey -en azından benim açımdan- doğru. Benden iyi bilim adamı veya programcı olurmuş mesela. Bak sen!
Daha lise yıllarımda istediğim bir üniversite bölümünde okuyamayacağımı anlayınca “ne yapalım” dedim; teknoloji yazarı oldum, gazeteci oldum, çevirmen oldum, web tasarımı yaptım, web programlaması yaptım, çeşitli fikir ve projelere imza attım. Bunların eğitimlerini almak isterdim tabii, ama hiçbiri için özel bir eğitim almadım. Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri okudum ve mümkün olduğu sürece o alanla ilgili bir iş yapmayacağım. Yaptığım işlerin hepsini çok seviyorum. Zevk aldığım şeyleri yapıyorum, bazen üstüne para kazanıyorum, yorgunluk ve bıkkınlık hissetmiyorum, hayat bana güzel!
Siteleri değil de insanları filtrelesek?
Bugünkü İnternetime Dokunma yürüşleriyle ilgili Hürriyet‘in attığı başlık şöyle: “Binlerce kişi sokakta: İnternetime Dokunma”
Haberde geçen iki cümle şöyle: “Siyasi yelpazenin her tarafından eyleme katılan oldu. Bu arada sosyalistler ile genç siviller yan yana yürüdü.”
Bu da gözüme çarpan yorumlardan biri:
Biz sansürü çok seviyoruz
Yeni sansür paketlerinin ortak adı neden Güvenlik İnternet Hizmeti, hiç düşündünüz mü?
22 Ağustos’tan sonra internet aboneliği sözleşmelerinde “Güvenli İnternet Hizmeti Almak İstiyorum” seçeneğinin bulunması zorunlu. İnternete yeni abone olacak ve güvensiz(!) interneti tercih edecek birileri var mıdır acaba? Ardından, birileri mevcut internet abonelerini arayıp “Sizin internetinizi daha güvenli hâle getirelim.” demeye başlayacak, sansür paketlerinin yararlarını ballandıra ballandıra anlatacaklar.
Örneğin bir çocuğunuz varsa ve bu hizmet kapsamında gerçekten nelerin filtreleneceğini biliyor ve bunları kabul ediyorsanız bir lafım yok, ama “güvenli internet” adıyla sansürü pek çok bilinçsiz internet abonesi de kendi isteğiyle yiyecek. Afiyet olsun!
Ses deneme bir ‘ki
Biraz yaşlanmış olabiliriz, biraz da paslanmış; ama Zırvala!’nın süper kahramanları olarak -Ersin hariç- bütün ekip yeniden bir aradayız. O da askerden döndüğünde muhtemelen yeniden zırvalamaya başlayacak.
Bazen az bazen çok okunduk ama hep keyfimize göre yazdık. Normal insanlar değiliz. Sıradan insanlar da değiliz; yazıyoruz bir kere. Görüyoruz ki zaman zaman saçmalamışız ama “…yazı kalır” diyerek arşivlerimizi silmeyeceğiz. Temamızı çağın gereksinimlerine göre biraz modernleştirdik, ama geleneksel “header” zırvalamalarımız devam edecek. Konseptimiz değişmedi. Yalnız kendimiz değişmiş olabilir biraz.
Yıllar önce şöyle demiştik: “Gerekli şeyler de yazabiliriz gereksiz şeyler de. İster okuyun ister okumayın, keyfiniz bilir. Biz yine de yazacağız.”
Şimdi, biz yine yazacağız.
Zırvalamak lazım
5 küsur yıl önce, lise yıllarımızda başlamıştık zırvalamaya. Kocaman adamlar -ve bir kadın- olduk, iş güç sahibi olduk. İkimiz gazeteciyiz, ikimiz askerde, birimiz hâlâ öğrenci, birimizin şu an ne yaptığını ben de bilmiyorum. Ama hepimizin ortak noktası ne zamandır zırvalamamış olmamız.
Şimdi, toplanabildiğimiz kadarımızla yeniden başlıyoruz. Çünkü zırvalamak lazım!
It’s a very very mad world
- Artık okulu bitirmem lazım. 6 sene oldu. Seneye okuldan atacaklar.
- Lazer farem bozulmaya başladı. Hareket ettirince düzgün tepki vermiyor, sinir oluyorum. Pilini değiştireyim dedim, Forum İstanbul’da yarım saat AAA alkalin pil aradım, eve geldim bir de ne göreyim, farenin pilleri AA imiş. Eve yakın bir marketten AA pil aldım, değiştirdim, gene yemedi.
- Kanal-i-zasyon’da Okan Bayülgen en kötü oyunculuğunu sergilemiş bence.
NEDİR?
Son Yorumlar
- yılmaz: ulan kıc kafalılar günah lan böyle konuşmak m.a.l mısınız siz diyoki haşa allah yok sen kimsin lan allah...
- madDAM: Nescafe’yle ilgili aynı yerdeyim; ne kahve oranını bilirim ne de nasıl sevdiğimi. Bazen sütlüsü güzel...
- iuj: sevgilime ve kahveye ihtiyacım var. hadi yarın olsun.
- Jungee: Ne pis bir günmüş o. Benim askerliğim bitti de bazı yazılara baktım, bu zırvala beni üzüyor. Ne kadar hızlı...
- Jungee: çok yaşlanmışım…
- fallen: oha! askerden dönmüş bi sürü şeyler yazılmış. o kadar uzun zamandır yazmamışsınız ki ben geçen gün...
- Burak: Neden bu yazıyı paylaşabilmem için bir paylaş butonu yok?
- MaXCoDeR: Rurkce arıyorsak zor, ama İngilizce olabilir belki.
- Jungee: Evet rurkce karakter kullanmaya useniyorum. O diilde selim bi tuşta ucak moduna alip parlakligi full kısan bi...
- MaXCoDeR: Sizin oralarda Türkçe klavye yok mu abi? Yoksa telefondan mı yazıyorsun? O da çok zor olur lan, üşenir...
ARŞİVLER
- Ocak 2012 (1)
- Aralık 2011 (1)
- Eylül 2011 (1)
- Ağustos 2011 (1)
- Temmuz 2011 (8)
- Haziran 2011 (7)
- Mayıs 2011 (10)
- Haziran 2010 (1)
- Nisan 2010 (1)
- Mart 2010 (1)
- Şubat 2010 (1)
- Ocak 2010 (5)
- Aralık 2009 (4)
- Kasım 2009 (4)
- Eylül 2009 (5)
- Ağustos 2009 (5)
- Temmuz 2009 (4)
- Haziran 2009 (1)
- Mayıs 2009 (7)
- Nisan 2009 (1)
- Mart 2009 (4)
- Şubat 2009 (4)
- Ocak 2009 (3)
- Aralık 2008 (4)
- Kasım 2008 (2)
- Ekim 2008 (4)
- Eylül 2008 (2)
- Ağustos 2008 (9)
- Temmuz 2008 (2)
- Haziran 2008 (9)
- Mayıs 2008 (12)
- Nisan 2008 (6)
- Mart 2008 (6)
- Şubat 2008 (9)
- Ocak 2008 (11)
- Aralık 2007 (12)
- Kasım 2007 (15)
- Ekim 2007 (14)
- Eylül 2007 (19)
- Ağustos 2007 (21)
- Temmuz 2007 (17)
- Haziran 2007 (10)
- Mayıs 2007 (13)
- Nisan 2007 (5)
- Mart 2007 (11)
- Şubat 2007 (6)
- Ocak 2007 (10)
- Aralık 2006 (10)
- Kasım 2006 (8)
- Ekim 2006 (8)
- Eylül 2006 (19)
- Ağustos 2006 (16)
- Temmuz 2006 (22)
- Haziran 2006 (32)
- Mayıs 2006 (22)
- Nisan 2006 (7)
- Mart 2006 (10)
- Şubat 2006 (6)
- Ocak 2006 (14)
- Aralık 2005 (5)
- Kasım 2005 (12)
- Ekim 2005 (7)
- Eylül 2005 (9)
- Ağustos 2005 (6)
- Temmuz 2005 (14)
- Haziran 2005 (17)
- Mayıs 2005 (26)
- Nisan 2005 (16)
- Mart 2005 (8)
- Şubat 2005 (7)
- Ocak 2005 (3)


