Uzun zaman oldu
Baya zaman olmuş burada yazmayalı.
Burada son yazdığım şeyden bu yana neler yaptım ben de çok iyi hatırlamıyorum. Bu süre esnasında 5 bin saat uyumuş, 8 bin galon su içmiş, 2 olimpik havuzu dolduracak kadar yemek yemiş, 164 defa berbere gitmiş, 870 kez “aa ne acayip lan” diye içimden geçirmiş, çiçekleri 875 defa sulamış olabilirim.
Artık ben de yazmaya başlıyacağım.
Şey.. Ben geri geldim….

Evet uzun zamandır yazmıyordum. Artık yazacağım… Ancak yazmaya tekrar başlamadan önce biraz kendimden bahsetmem ve en son nerede bıraktıysam arada geçen zamanın güncellemesini yapmalıyım.
Günlük hayat
Hayatlar içersinde en sevdiğim günlük hayattır. İkincisi ise haftalık hayattır. Bazılarının hayatı üç beş güne yayılsa da ben günlük hayatı sevmekte ısrarlıyım. Günlük hayatımı Türkiye Futbol Federasyonu’nun ve Avrupa futbolunun söz sahibi kuruluşu UEFA belirlemektedir. Bu iki kuruluşun yaptığı fikstürler işten kaçta çıkacağımı, hangi gün az hangi gün çok çalışacağım yönünde benim günlük hayatımla ilgili hayati kararlar almaktadır. Ben de futbol müsabakalarının olmadığı günlerde evde akşam 8 de olmayı tercih ederim. Kitap okur football manager oynarım. Pek fazla dışarı çıkasım gelmez kalabalıktan sıkılırım. Maç olduğu günlerde ise futbol izler karşılaşma sonralarında da futbolcularla konuşmaya çalışırım.
Neden Zirvala.com?
Neden mi? şöyle özetliyim; Feysbuk ve tivitır arasında gide gelen dağılan zihnimi bir araya getirmek ve derli toplu iki satır yazabilmem için bir bloga ihtiyaç duyduğumu farkettim. Blogspot’a girip de yeni bir blogun arayüzünü, ismini düşünmekten se var olanı kullanmanın daha mantıklı olacağını düşündüm. Bu yüzden tekrar yazmaya başlayacağımı duyurmak için ilk satırlarımı Zirvala.com’a dökmüş bulundum.
Peki neden kek?
Kekler her ne kadar fazla yiyince baysa da içlerinde en sevdiğim kek meyveli kektir. Tamam bu kek meyveli olmayabilir ama öyle gözüküyor.
Üzücü
O sel olayını Ersinler’deyken öğrendim. Büyük felaket olmuş.
Felaketi en çok yaşayanların içinde Bahçeşehir Hayvan Barınağı’nın sakinleri de var. Tam 130 kedi ve köpek telef olmuş. Sel sularının yerini bıraktığı balçığın içinden köpeklerin kurtarılması için de iki gün beklenmiş.
Ersin’in çirkin köpeği ucuz atlatmış diyebiliriz. “Ya ha yukarıda ha aşağıda ikisi de barınak işte” diyip köpeğini oraya da emanet edebilirdi.



Üzücü
Buraya kadarmış
Bosna Spor Tesisleri yazan tabelanın altından girdi. Tellerle çevrili alanda koşan, mücadele eden arkadaşlarına şöyle bir baktı. Soyunma odasına kadar giderken sahada oynayan oyuncuları saydı. Tam 11 kişi vardı. Rakip takımda 6 kendi takımında 5 kişi oynuyordu ve tam yarım saat oyuna geç kalmıştı.
Kendisin gören arkadaşlarının gözlerinde bir umut ışığı belirdi. Artık Ersin gelmişti ve o kadar çok koşmak zorunda kalmayacaklardı. Artık bir kişi eksik oynamayacaklardı. Hatta yeterince iyi mücadele ederlerse rakibin beş gollük üstünlüğünü bile kapatabilirlerdi.
Soyunma odasına girip çarçabuk formasını giydi. Suni çimle kaplı sahaya adımını atar atmaz içindeki o futbol oynama şevkini hissetti. Oyun başladığında ilk olarak topa sahip olan rakibe doğru koşmaya başladı. Rakip pasını verdi o yine topu kovaladı ancak buna rağmen meşin yuvarlak Burak’ın koruduğu kalede ağlarla buluştu ve fark altıya çıktı.
Oyun tekrar başladığında 30 saniye daha koştu ve ardından ‘buraya kadar’ dedi. Ceza sahasında bağdaş kurup yere oturdu ve arkadaşlarının mücadelesini izlemeye ve takımının yaşadığı 20 küsür farklı hezimete tanık oldu.
Ersin Bayraktar da takımını kurtaramadı. Maç bitince eve döndü odasına kapanıp hıçkırıklara boğularak sessiz sessiz ağladı.
Manchester City

Bugüne kadar gördüğüm en saçma rüyalardan birisini gördüm…
14.00′da uyanmıştım. Biraz daha uyuyasım vardı. Bir saat daha uyudum ve saçmalıklar başladı:
İngiltere’de Irak’taki savaşı protesto etmek için özel bir maç düzenleniyor. Bu özel karşılaşmada Manchester City ve Arsenal karşı karşıya geliyor. Maçın ilk yarısında gerçek oyuncular, ikinci yarısında tribündeki taraftarlardan şanslı olanlar foma giyecek. Ben de babamla beraber tribünde yerimi almışım.
Maçın ilk yarısı bitiyor oyuncular soyunma odasına gidiyor. Ben de sahaya atlıyorum. Yedek kulübesine doğru gidiyorum ve Manchester City’nin teknik direktörü Mark Hughes’ü görüyorum. “İkinci yarı beni oynat. Sağ bekte iş yaparım” diyorum. Hughes, bana sorma yardımcıma sor diyor. Hughes’ün yardımcısını arıyorum her yerde. Sonunda yedek kulübesinin arkasında buluyorum. Bir kaç topçuyla konuşuyor. “Beni al oyuna diyorum” soruyor neden diye. Ben de hem Arsenal’dan nefret ettiğimi, hem de Manchester City’nin, Newcastle United’la beraber Premier Lig’de desteklediğim takımlardan birisi olduğunu söylüyorum. Herif, Newcastle’ı duyunca biraz duraklıyor. Sonra çok yalvarmak zorunda kalıyorum, kabul ediyor. Tam formanın ve kramponun nerede olduğunu soracağım zaman uyanıyorum.
Kalkıyorum açıyorum bilgisayarı. FM’de başarısız bir oyun sergilediğim Beşiktaş kariyerimi çöpe atıyorum. Manchester City’le yeni oyuna başlıyorum
cuma
Cumaları eskiden seviyordum. Haftasonunun ilk günü oluyordu. dışarı çıkıp bir şeyler yapıyordum. Ama artık her günüm haftasonuymuş gibi geçiyor. Bu yüzden Cuma gününe olan eski sevgimi kaybettim.
Motivasyon
Böyle bir şey var internette mutlaka rastlamışsınızdır. Motivational posters diye. Bazıları çok eğlenceli ve zekice olabiliyor.
Meydan Okuyorum…
Ersin Bayraktar,
Seni peste çok pis yapıcam…
hiç şansın yok
ünvan maçına var mısın?
80 yaşına gelirsem…
[kml_flashembed movie="http://www.youtube.com/v/EvJq6O-KQOs" width="425" height="350" wmode="transparent" /]
NEDİR?
Son Yorumlar
- yılmaz: ulan kıc kafalılar günah lan böyle konuşmak m.a.l mısınız siz diyoki haşa allah yok sen kimsin lan allah...
- madDAM: Nescafe’yle ilgili aynı yerdeyim; ne kahve oranını bilirim ne de nasıl sevdiğimi. Bazen sütlüsü güzel...
- iuj: sevgilime ve kahveye ihtiyacım var. hadi yarın olsun.
- Jungee: Ne pis bir günmüş o. Benim askerliğim bitti de bazı yazılara baktım, bu zırvala beni üzüyor. Ne kadar hızlı...
- Jungee: çok yaşlanmışım…
- fallen: oha! askerden dönmüş bi sürü şeyler yazılmış. o kadar uzun zamandır yazmamışsınız ki ben geçen gün...
- Burak: Neden bu yazıyı paylaşabilmem için bir paylaş butonu yok?
- MaXCoDeR: Rurkce arıyorsak zor, ama İngilizce olabilir belki.
- Jungee: Evet rurkce karakter kullanmaya useniyorum. O diilde selim bi tuşta ucak moduna alip parlakligi full kısan bi...
- MaXCoDeR: Sizin oralarda Türkçe klavye yok mu abi? Yoksa telefondan mı yazıyorsun? O da çok zor olur lan, üşenir...
ARŞİVLER
- Ocak 2012 (1)
- Aralık 2011 (1)
- Eylül 2011 (1)
- Ağustos 2011 (1)
- Temmuz 2011 (8)
- Haziran 2011 (7)
- Mayıs 2011 (10)
- Haziran 2010 (1)
- Nisan 2010 (1)
- Mart 2010 (1)
- Şubat 2010 (1)
- Ocak 2010 (5)
- Aralık 2009 (4)
- Kasım 2009 (4)
- Eylül 2009 (5)
- Ağustos 2009 (5)
- Temmuz 2009 (4)
- Haziran 2009 (1)
- Mayıs 2009 (7)
- Nisan 2009 (1)
- Mart 2009 (4)
- Şubat 2009 (4)
- Ocak 2009 (3)
- Aralık 2008 (4)
- Kasım 2008 (2)
- Ekim 2008 (4)
- Eylül 2008 (2)
- Ağustos 2008 (9)
- Temmuz 2008 (2)
- Haziran 2008 (9)
- Mayıs 2008 (12)
- Nisan 2008 (6)
- Mart 2008 (6)
- Şubat 2008 (9)
- Ocak 2008 (11)
- Aralık 2007 (12)
- Kasım 2007 (15)
- Ekim 2007 (14)
- Eylül 2007 (19)
- Ağustos 2007 (21)
- Temmuz 2007 (17)
- Haziran 2007 (10)
- Mayıs 2007 (13)
- Nisan 2007 (5)
- Mart 2007 (11)
- Şubat 2007 (6)
- Ocak 2007 (10)
- Aralık 2006 (10)
- Kasım 2006 (8)
- Ekim 2006 (8)
- Eylül 2006 (19)
- Ağustos 2006 (16)
- Temmuz 2006 (22)
- Haziran 2006 (32)
- Mayıs 2006 (22)
- Nisan 2006 (7)
- Mart 2006 (10)
- Şubat 2006 (6)
- Ocak 2006 (14)
- Aralık 2005 (5)
- Kasım 2005 (12)
- Ekim 2005 (7)
- Eylül 2005 (9)
- Ağustos 2005 (6)
- Temmuz 2005 (14)
- Haziran 2005 (17)
- Mayıs 2005 (26)
- Nisan 2005 (16)
- Mart 2005 (8)
- Şubat 2005 (7)
- Ocak 2005 (3)



